Boya Kalemleri

Ankara…
Soğuksun.
Ama tuhaf bir cezbediciliğin var.
Soğuğun işlediği betonların içinde yükselen hastaneler…
Kocaman, ruhsuz duvarlar.
Ruh yok işte.
Beyaza boyasan da açılmayacak çığlıkların sindiği betonlar.
Yoğun bakımdayım.
Öğrenciliğimin son yılı.
Bir an önce buradan gitmek için gün saydığım zamanlar.
Yoğun bakım zaten zor…
Ama çocuk yoğun bakım…
Bu, acının katlanmış hali.
Burcu.
11 yaşında.
Cam kenarında, üç yataklı odanın bir köşesinde.
Ben karşı camdan izliyorum.
Görevim bu.
Bazen kimse olmazdı.
Sessizlik olurdu.
Ve biz… sadece bakışırdık.
Maskesi hep yüzündeydi.
Esmer bir kız çocuğu.
Dışarıdan baksan fark etmezsin.
Ama gözlerine bakınca…
Ne kitapların öğretebileceği,
Ne bir filmde görebileceğin bir şey vardı.
Derinlik.
Annesi…
Sessiz, küçük, Anadolu kadını.
Ama anne.
Gerçek anne.
O yükü taşıyanlardan.
Bir kıdemli demişti:
“Arada sorun, çocukların gönlünü alın.”
Ben de sorardım:
“Benden istediğin bir şey var mı?”
Cevap vermezdi.
Sadece bakardı.
Üstelemezdim.
Bir gün annesi koridorda peşimden geldi.
“Bakabilir misiniz?” dedi.
Döndüm.
“Buyurun.”
“Burcu size söyleyemiyor…
Ama bana söyledi.
Sizden boya kalemi istiyormuş.”

Nasıl sevindim anlatamam.
Bu… sadece bir istek değildi.
Bu, bana duyduğu güvendi.
“Alacağım,” dedim.
Gülerek.
“Alacağım.”
O gün mesaiden çıktım.
Eve gitmeden kırtasiyeye uğradım.
Bir kutu boya kalemi aldım elime.
Fiyatını sordum.
Öğrenciydim.
Param yetmedi.
Kart yok.
Başka seçenek yok.
Yavaşça geri bıraktım.
“Yarın nöbetçiyim…
Sonraki gün alırım,” dedim.
“Nasıl olsa gönlünü alırım.”
Ertesi gün…
Camın önünde yine oturuyordu.
Ama bu sefer…
Gözlerinde başka bir şey vardı.
Beklemek.
Ben bakamadım.
Neden alamadığımı anlatamazdım.
Sözle anlatılmazdı.
Bakışla da anlatılmazdı.
Kaçtım.
İşlemlerini yaparken bile…
Göz göze gelmemeye çalıştım.
Çünkü biliyordum—
Ertesi gün getirip gözlerindeki sevinci görmek istiyordum.
Ama o hüzne dayanamazdım.
Gece oldu.
İşim bitti.
Biraz dinlenmek için nöbeti arkadaşa verdim.
Odaya gittim.
Ayaklarım şişmişti.
Nasıl uyudum hatırlamıyorum.
Sabah.
Saat yediydi.
Hiç unutmuyorum.
Bir çığlıkla uyandım.
“Burcuuu!”

Bu çığlık..
Boğazdan değil, ciğerden geliyordu.
Koştum.
Ayakkabıyı nasıl giydim bilmiyorum.
Zaman durmuştu.
“Ah kuzum Burcuuu…”
“Sen değil… şimdi değil…”

Herkes gitsin ama sen değil.. Şimdi değil..
Alamadım sana kalemlerini.
Alamadım.
Bende kaldı boya kalemlerin.
Nereden bilecektim…
Zamanımızın bu kadar olduğunu.
Bugün…
Kızım her boya kalemi istediğinde
“Hayır” diyemeyişim…
Belki de bundandır.
Ve odamın duvarlarının
hasta çocuklarımın yaptığı resimlerle dolu olması…
Belki de bu yüzden.